Aldığınız en iyi iltifat neydi?
“Delisin” dediler. Gülümsedim. Çünkü bu bana söylenmiş en dürüst iltifatlardan biriydi. Hep tatlı gelirdi bu kelime; hâlâ da öyle. Yetmişi, sekseni görür müyüm bilmem ama içimdeki o şeyi durduramıyorum. Eskiden daha pozitifti; şimdi biraz daha zorlayan bir hâle dönüştü. Ama mesele başkaları değil — tamamen kendim.
Duygularımın yoğunluğunda biraz fazla kalıyorum. Bu da içimde bir karmaşa yaratıyor; sakinleşmeyen, yerini bulamayan bir akış gibi. Bazen zorlayıcı olan tam olarak bu.
Delilik, biraz kontrol meselesi. Ve ben son zamanlarda o kontrolü eskisi kadar tutamıyorum. Belki de bu yüzden üzerime oturmuş bir duruş gibi görünüyor. Ama saklamıyorum. “Kimse gibi değilim,” diyorum. Saklambaç oynamıyorum. Bırakıyorum. Biraz nazar değmiş gibi ruhumun bir yerlerine. Ama geriye dönüp bakınca şunu görüyorum: Bu kadar mutsuz olduğum zamanların toplamı, uzun uzun bakınca bir yılı bile geçmiyor. Yani ben aslında mutsuz biri değilim; sadece bir dönemden geçiyorum.
Belki de karışığım. Ama şunu biliyorum: Olumsuzluklar beni büyütmüyor. Ben zaten büyümüştüm. O yüzden bu döngüde kendime şunu söylüyorum: Bırak deli kalayım. Çünkü benim deliliğim şirin. Hayatı tutan, seven, kendi kendine konuşan, kendi kendine yetebilen bir hâl. Herkesi sevmem. Sevemem. Çünkü çoğu şeyin altından kör bir mesele çıkar. Bu yüzden az insan severim ama gerçekten severim.
Aşk da var bunun içinde. Ama bildiğimiz gibi değil. Ben her şeye aşık olabilirim — ama önce sevmem gerekir. Mesela suyu severim. Denizi. Bir gün kaybolursam beni suyun kenarında arayın. Saatlerce bakabilirim. O dinginlik, o akış… beni toplar. İnsanların çoğunda bunu göremiyorum. Bu yüzden benim tarafım onlara fazla geliyor.
Olsun. Herkesi mutlu etmek zorunda değilim. Şu sıralar kendi içimde bir karmaşada yüzüyorum. Bu suya herkes giremez. Girerse boğulur. Son bir yılda bir kademe daha atladım. Kötü mü? Değil. Daha çok insan tanıdım. Daha çok gerçek yüz gördüm. Korkak insan sendromu. Umarım daha fazlasını tanımam. Ama şunu da biliyorum: İstesem uzaylılarla bile anlaşırım. Mesele benim anlaşamamam değil — mesele insanların benden korkması. Çünkü bende bir şey hep fazla.
Açık sözlüyüm. Patavatsız diyene de eyvallah. Ama birinin arkasından konuşmam. Birinin yokluğunu fırsata çevirenlerden değilim. Hani konuşulur, ortak biri birine gerçekten zarar vermiştir o ayrı; bundan bahsetmiyorum. Asıl delilik bu değil mi zaten? Zararı başkasına olan delilik. Benim gibilerin zararı varsa bile kendinedir. Ve bu benim kırmızı çizgim: Birinin canını yakma. Üzme. Kırma. Söyleme. Yaparsan da farkına var. Çünkü bazı etkiler sonradan ortaya çıkar. İşte o zaman, en sakin görünenin bile dengesi kayar.
Yorum bırakın