Konuşma Hakkı Herkesin Olmalı Mı?

Bir yasayı değiştirme hakkınız olsaydı, bu ne olurdu ve neden?

Bir yasayı değiştirme hakkım olsaydı, ifade özgürlüğünü kaldırmazdım ama konuşma hakkını koşulsuz bırakmazdım. Evet, sert bir cümle. Çünkü artık meselenin eğitim olmadığını düşünüyorum. Diploma değil; mesele bilinç. Görüş penceresinin genişliği. Bilgiye erişim değil sadece, bilgiyle ne yaptığın.

Bugün herkes konuşuyor. Her konuda. Hiçbir bedel ödemeden. Bilmeden fikir beyan etmek modern çağın en meşru şiddet biçimi haline geldi. Birinin arkasından konuşmak basit bir alışkanlık değil. Bu bir karakter meselesi. Varsayım üretmek cehalettir. Hüküm vermek sorumluluktur. Ama biz sorumluluğu değil, hükmü seviyoruz.

Bir zamanlar çok tartışılan bir cümle vardı: “Benim oyumla dağdaki çobanın oyu bir.” Bu cümle kibir olarak okundu. Oysa asıl mesele şuydu: Bilgiye erişemeyen birinin verdiği karar ile bilgiye erişebilen birinin verdiği karar gerçekten aynı ağırlıkta mı? Bu soru tehlikelidir, çünkü demokrasiyle çarpışır. Ama sormadan ilerleyemeyiz. Bilmediğin bir konuda nasıl karar verirsin? Veremezsin. Verdiğini sanırsın. Ve sonra sonucu izlerken öfke üretirsin.

Toplumsal çürüme çoğu zaman bilgisiz özgüvenden doğar.

Benim değiştirmek istediğim yasa belki de şu olurdu: Konuşma hakkı sorumlulukla sınırlandırılsın. Empati bilmeyen konuşamasın. Bilgiye ulaşmadan hüküm kuran bedel ödesin. Çünkü kelime masum değildir. Kelime yıkar.

Bir insanın hayatı hakkında fikir yürütmek, onun yükünü taşımadan ahkâm kesmek ruhsal bir işgaldir. Ve biz bunu “yorum yapmak” diye normalleştirdik. Haberlerde görüyoruz. “O şunu yapmış, bu bunu yapmış.” Herkes uzman. Herkes yargıç. Ama kimse şu soruyu sormuyor: Onun meselesi neydi? Hangi kırık onu oraya getirdi?

Meselesiz gelen nefret olmaz.

Hayatın bana öğrettiği bir şey var: Asıl yasa, devletin yazdığı değil; hayatın işlettiğidir. O yasa değişmez. O yasa bekler. Ve zamanı geldiğinde çalar. Çanı bazen sen çalarsın başkasına, sonra döner sana çalar. Adalet her zaman mahkeme salonunda işlemez; bazen insanın içindeki çöküşle gelir.

Yıktığınız herkes, yıktığınız yerde sizi bekler. Kimi bir vicdanla, kimi bir yalnızlıkla, kimi bir kayıpla. İşte bu yüzden sertim. Çünkü kötülük artık kaba değil; ince. Bir cümleyle. Bir bakışla. Bir yorumla. Ve çoğu zaman cezasız.

Ben kusursuz değilim. Yanılırım. Ama zihnimi yakalarım. Kendime sorarım: Sen kimsin? Birinin hayatı hakkında konuşacak kadar ne biliyorsun? Onun yükünü taşıdın mı? Onun gecesinde uyudun mu? Eğer cevap hayırsa, susmak bir erdemdir.

Bugün ifade özgürlüğünü savunan birçok insan, sorumluluk özgürlüğünü savunmuyor. Özgürlük ile başıboşluk arasındaki farkı görmezden geliyoruz.

Herkes konuşabiliyor diye herkes konuşmalı mı?

İşte değiştirmek istediğim yasa bu sorunun içinde.

Belki de mesele yasayı değiştirmek değil, insanın kendini değiştirmesidir. Ama insan değişmiyorsa, yasalar değişmelidir. Çünkü kelimeyi hafife alan toplum, sonunda kendi kelimeleri altında kalır.

Yorum bırakın