Endişelerimin Sonu: Ruhum Bedenime Ağır

Toprağın rüzgâra karışırken aralarındaki çekimi bilmek isterdim.
Canlı ve cansız diye oluşturduğumuz şeyler aslında bizimle her an yaşıyorlar mı, bunu bilmek isterdim.

Mesela gökyüzüne kafamı kaldırdığımda yıldızları, belki bazen bulutları izlerken… Onlar da beni izlerken düşündükleri şeyleri bilmek isterdim.

Yerin üstünde olduğumu düşünürken aslında en altında kaybolmayı seçmeyişimi bilmek isterdim.
Aslında nedenlerin cevabını bulmak isterdim. Bulunması çok zor.

Mesela ben mutsuz ya da mutluyken bu duyguları başkaları başka zamanda nasıl yaşıyor, bunları bilmek isterdim. Filtresiz. Gerçek ve sahici.

Yalnızlığımı oluşturan filtrelere ve mükemmel duran her şeye borçlu olduğumu düşünüyorum. Ürkütücü ve soğuk geliyor.

Mesela ben dans ederken, ağlarken, gülerken, sinirlenirken bütün duyguları yaşadığım için yaşadığımı biliyorum ve bunlar beni ben yaptığı için kendime izin veriyorum. Saklanmıyorum.

Ve düşünülen şeyleri önemsemiyorum.
Bir gün gideceğimi biliyorum ve ruhum bedenimden daha ağır basıyor.

Kontrol etmek istediğim kendim yok.
Kontrolsüz, kendimce, kendimi yaşamayı seviyorum.

Bazen bütün günüm bomboş geçiyor.
Bazen bütün gün düşünüyorum.

Sanırım bir beden değil ama insanın yaşadığı duygular dünyaya fazla gelebilir.

Zenginlik gerçekten, durmadan çalışan bir beynin durdurulamaması olsa gerek.

Kendimi severken çokça üzebiliyorum.
Bazen yaşamaya değer bir gezegende olduğumu hissedemiyorum.

Merak ettiğim en önemli şey:
Endişelerimin sonu.

Endişe ağır bir duygu bana kalırsa. Korkudan daha ağır. Zor.

Yorum bırakın