Taciz yalnızca bir kişinin başına gelen bir durum değil; dünyanın her yerinde farklı biçimlerde karşımıza çıkan evrensel bir sorun. Birinin sınırlarını hiçe saymak, istemediği hâlde onu zorlamak, “ısrar” adı altında rahatsızlık vermek açık bir şiddet biçimidir.
Dahası, “bunu istemiyorum” denmesine rağmen ısrar etmek ya da “sen hassassın, sen abartıyorsun” gibi suçlayıcı etiketler yapıştırmak, mağduru suçlu hissettirmeye çalışan manipülasyonlardan başka bir şey değildir.
Oysa sağlıklı iletişim, karşılıklı rıza ve saygıya dayanır. Rızanın olmadığı yerde “ısrar” da “sevgi” de olamaz; yalnızca ihlal vardır. Dünya genelinde milyonlarca insan bu tür baskılara maruz kalıyor. Çoğu zaman toplum ise mağduru susturmayı seçiyor.
Sınır koymak ayıp değildir. Sınırlarını savunan kimse de suçlu değildir. Suç, “hayır”ı duymayan kulaklarda ve kendi arzusunu başkasının özgürlüğünün üstünde gören zihinlerdedir.
Taciz yalnızca fiziksel değildir. Sözcüklerle, mimiklerle, ısrarcı davranışlarla hatta suskunluklarla bile gelir. Ortak payda hep aynıdır: “Hayır”ın anlaşılmaması.
Toplumların çoğu tacizi kınadığını söyler, ama aynı toplumlarda her gün milyonlarca insan tacize uğrar. Çünkü mesele yalnızca bireysel davranışlar değil; kültürlerin, güç dengelerinin ve yanlış öğretilmiş kalıpların sonucudur. Özellikle erkeklik algısının çarpık yansımaları, kadının “hayır”ını hâlâ “belki” olarak görmeye devam eder. Bu tehlikeli algı tüm dünyanın ortak utancıdır.
“Rahatsız ettiğinin farkında mısın?” sorusuna “engelle” cevabı almak ya da “sen abartıyorsun, sen sorunluyorsun” gibi klişelerle karşılaşmak… Bu yalnızca bireysel bir körlük değil, toplumsal bir körleşmenin yansımasıdır.
Oysa sınır çizmek en temel insan hakkıdır. Bir insanın “hayır” deme özgürlüğü, onun varoluşunun ayrılmaz bir parçasıdır. Ama bu özgürlük çoğu zaman görmezden gelinir ya da bastırılır.
Taciz bireysel bir suç değil, toplumsal bir sorumluluktur. Susmak, görmezden gelmek ya da küçümsemek de aynı zincirin halkalarıdır. Sessiz kalmak bir seçenek değildir. Çünkü hayır, hayırdır. Arkası önü yoktur.
Her kültürde, her ülkede, her toplulukta bu gerçeği yeniden ve yeniden hatırlatmak gerekir. Çünkü bir kişinin sessizliği, bir toplumun utancına dönüşebilir.
Ve dünya, bu utancı daha fazla taşıyacak güce sahip değil.
O yüzden sakin ama kararlı bir şekilde söylüyorum: Hayır, hayırdır!
Yorum bırakın