Sarıl: Rahatlamanın En İçten Hali

Nasıl rahatlarsınız?

Bazen ağlayarak, bazen gülerek, bazen sadece susarak… Bazen unutarak, bazen bağıra çağıra şarkı söyleyip dans ederek. Ama en çok da sarılınca geçer bütün sinirim, öfkem, düşüncelerim.

En kızdığım anlarda hep kendime şunu hatırlatırım:
“Sen bir insansın. Yaşadığın duyguların hepsi çok normal. Bunları yaşamadan kendini nasıl hissedebilirdin ki?”

Kendime hak veririm. Herkesi olabildiğince anlamaya çalışırım; yerlerine geçerim, bakış açılarını düşünürüm. Yine de anlayamadığım şeyler oldu. Ama kendime müsaade verdim, dinledim. Bazen yanlış düşündüm, bazen hiç düşünemedim. Tutarlı da oldum, tutarsız da. Ama çoğu zaman mutlu olmayı seçtim.

Dolup taştığımda patladım, ama hep kendime. Hiçbirine zarar verecek, onları üzecek bir söz kullanmadım. Aklımdan geçse bile kendimle sorguladım. Çünkü bazı insanlara açılmak zaman alıyor. Eğer bunu başarabildiysem, karşımdakiyle nehir gibi konuşmayı seçtim. Ama bir gün konuşmayı bıraktıysam, sorun artık bende değildi.

Çaba, emek, inanç… Bunların hepsi varsa bir noktada buluşulur. Ben de hep öyle yaptım: Duygularımı saklamadım. O an ne hissediyorsam, dışarı çıkardım. Ama duygu kalmamışsa sustum. Konuşmayı karşı taraf istediyse var oldum.

En çok da, bütün bu duyguları yaşarken gerçek insanların varlığını istedim. Bazen vardılar, bazen hiç yoktular. Yine de olabildiğince dürüst kaldım. Konuşamadığım bir durum olduğunda konuyu hiç açmadım, “zamanı var” dedim.

Böyle rahatladım. Kalbimi kırmadım. Kıran olduğunda önce sordum, sonra dinleyecek vakti olmadığını gördüysem sustum. “Tamam sen” dedim. Çünkü basit şeyleri zorlaştırmak, zoru daha da zorlaştırmaktı. Bu bana rahatlık veremezdi.

Ben eskiden beri kendime söz verdim:
Kalbimi temiz ve akışında bırakacağım.
Bu hiç bozulmadı, bozulamazdı da.

Çünkü duygularım benim kontrolümdeyken, kimsenin onları yönetmesi mümkün değil.

Yorum bırakın