Ruhun Bedenden Önce Geldiği Anlar 

Hayatımda önceliğim her zaman ruhumu korumaktı. Çünkü bedenen, her gün istemesek de kırıcı sözlere ya da davranışlara maruz kalabiliyoruz. Beden bunları çoğu zaman kaldırıyor, yaralanıyor ama sonra iyileşiyor. Oysa ruh öyle değil. Ruh, doğduğu ilk günden beri aynı kalıyor. Gelişiyor, olgunlaşıyor belki ama özü hiç değişmiyor. Ve ruh bozulduğunda, yaralandığında toparlanması gerçekten çok zor oluyor.

Beden düşer, yeniden kalkar. Ama ruh, düştüğünde kalkamaz. Mesela birinin “cahil” kelimesiyle seni vurması… Bu bedene değil, ruha işleyen bir yara.
“Cahilce davranmak” denmesi.. ne ağır bir yük.

İşte bu yüzden mesafe, her zamankinden daha önemli. Çünkü ben “cahil”i hakaret olarak görürken, başka biri bunu sadece “eğitimsizce” ya da “yanlış bir tabir” olarak görebilir. İnsan davranışları ruha dokunduğunda düşündürür. Ve anlarsın: Sevgi herkesin harcı değil. Dürüstlük, saf bir bağ da öyle…

Eğer biri ruhuna yumuşaklık değil, kırıcı bir tonla yaklaşarak seni kelimelerle yaralıyorsa, orada durup düşünmek gerekir. Çünkü ruh kırıldığında toparlamak çok zordur. İnsan, hatayı kendinde arar, nedenini sorgular, düşündürür… Ama aslında anlatılan hiçbir şeyin hükmü kalmaz. Çünkü gerçekten önemli olan tek şey, gerçek bir ruh bağıdır.

Bu sadece bir sevgililikte değil, yakın bir arkadaşlıkta da böyledir. Eğer bir hikâyede “ucuz” ya da “cahil” gibi etiketler dolaşıyorsa, bu anlatının içinde o kişinin gerçekliği yoktur. Çünkü yaşamadığı hayatı herkes eleştirir, üzerine konuşur.

Benim için duygu her zaman daha önemliydi. Ve hep de öyle kalacak. Çünkü kimse bir ruhun ölümüyle suçlanmamalı. Ruh öldüğünde beden yaşayamaz. Beden, ruh olduğu için vardır.

Yorum bırakın