Zorlandığım her an, Atatürk’ün şu sözü bana yeniden yön verir:
“Umutsuz durum yoktur, umutsuz insan vardır.”
Onun azmi, bugün kalemimi elime almama vesile oluyor. Çanakkale’de, Sakarya’da gösterdiği kararlılık bize bir şeyi kanıtladı: Gerçekten imkânsız yoktur.
Ülkemiz üzerinde yapılan din dayatmalarının ilim ve bilimi inkâr edecek boyuta ulaştığının bir göstergesidir. Atatürk böyle değildi.
“Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.” demişti Atatürk. Bugünse, bu mirasın sesi bastırılmaya çalışılıyor gibi hissediyorum.
Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte bize sadece oy hakkı değil, düşünme ve yaşama hakkı da vermişti. Bugün, bu haklarımın tehdit altında olduğunu hissettiğim bir dönemden geçiyorum.
Anayasa işlerliğini yitirmiş gibi görünüyor. Oysa elimde hak arayışına dair belgelerim var. Adaletin bir gün işleyeceğine olan inancımı kaybetmek istemiyorum. O gün geldiğinde, hakkımı aramak için o salonda olacağım.
Bazen yaşamakla var olmak arasında sıkışmış hissediyorum.
Bugün nefes alıyor gibiyim ama gerçek anlamda yaşamıyorum. Umutsuzluk, çaresizlik, boğuculuk… Sık sık kendime şu soruyu soruyorum: Yeterince savaşıyor muyum? Yeterince haklı mıyım?
Atatürk’ün o meşhur sözü aklıma geliyor:
“Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum.”
Bu, kararlılığın en keskin ifadesi. Ben de bu hayatta, değerlerimi savunma konusunda aynı kararlılığı taşımak istiyorum. Bu nedenle bireysel kararlarımı da bu sorumluluk bilinciyle veriyorum.
Hayatın bana sunduğu koşullarda seçim yapmak çoğu zaman zordu.
Bir kadın olarak yaşam mücadelesi verirken, bir evladı dünyaya getirmeyi hiç düşünmedim. Kendi haklarımı dahi savunmakta zorlandığım bir düzende, başka bir canı bu koşullara mahkûm etmek bana bencilce geldi. Her annenin çocuğu için her şeyi yapabileceğini biliyorum. Ama ben önce kendi yaşam hakkımın değer gördüğü bir dünyada var olmak istiyorum.
Artık şunu net söyleyebilirim:
Haklarımı, özgürlüğümü istiyorum.
Atatürk gibi düşünen ama onun değerlerini sadece sözde taşıyan bir toplum değil, ilkesel olarak yaşayan bir düzen istiyorum. Dünya dönüyor ama biz yerimizde sayıyoruz. Yürümek için önce adaletin, hukukun yürütülmesi gerekiyor.
Bazen insan, gidişini bile kontrol etmek ister.
Bu dünyadan ayrıldığımda, sebebin bir adaletsizlik ya da acı değil, yaşamın doğal akışı olmasını isterim.
Kırılmadan, yanmadan, susturulmadan…
Gitmem gerektiğini fark ederek.
Yaşama doyarak.
Çünkü yaşamak da bir hak.
Ve ben bu hakkı tam anlamıyla yaşamak istiyorum.
Yorum bırakın