Zamanın Ötesine Taşan Soru

Gelecek için sizi en çok ne endişelendiriyor?

Zamanın içinde yaşıyoruz ama çoğu zaman, istemesek de, belirsizliklerin içinde kayboluyoruz. Sanırım beni en çok endişelendiren şey; hayatımın, benim dışımda gelişen ani bir olayla bir anda bitebilecek olması.

Bir gün bir katilin hedefi olabilirim.
Bir depremde yıkıntılar altında kalabilirim.
Belki de bir yangının içinde yanarak ölebilirim.
Hatta çok sevdiğim biri, beni “çok sevdiği” için bile öldürebilir.

Yaşlanıp doğal bir ölümle hayata veda edeceğimi bilmek beni korkutmuyor. Çünkü o zaman dolduğumun, tamamlandığımın farkında olacağım.
Ama ani, hazırlıksız, yapacaklarımın yarım kalacağı bir ölüm düşüncesi…
İşte bu, beni gerçekten ürkütüyor.

Bir hırsıza karşı çıkmak bazen takdire şayan olabilir.
Ama yine de bir asalak tarafından yok edilmek istemem.
Varlığımı koruyamamak…
Benimle aynı sıfatla dünyaya gelmiş biri tarafından yok edilmek.
Bazen en olası son gibi geliyor bu günümüz dünyasında.

Oysa yapacak çok şeyim var.
Her ne kadar olanaklar zaman zaman yetersiz, bazı durumlar mutsuz edici olsa da, bu yaşamı istemediğim anlamına gelmiyor.

Yaşamı — birine ihtiyaç duymadan — kendimi duyarak yaşamak istiyorum.

Sabah uyanıp, gözlerim hâlâ kısmen kapalıyken, bir müzik açmak…
Sonra yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçalamak…
Ve o an ölmek istemem. Çünkü hemen ardından kahvemi yudumlamak isteyeceğim.
Bilgisayarımı açıp birkaç işi tamamlayacağım.
Belki dışarı çıkıp iyi bir cilt bakımı yaptıracağım.
Biriken 15 puanımla kendime bedava bir kahve ısmarlayıp başarımı kutlayacağım.

Gün sona yaklaşırken eve dönüp 1-2 saat spor yapacağım.
Duşumu alıp bakımlarımı tamamladıktan sonra biraz satranç oynayacağım.
Ve ertesi gün beni bekleyen güzellikleri düşünerek bir melatonin yardımıyla uyuyacağım.

Sessiz bir ölüm fikri, korkumu biraz hafifletiyor.
Uyku zaten günün en verimli anı.
Kendimizi sıfırlamak ve yaşamdan tat almak için güzel bir alan.

Ve bu yaşamı…
Kimsenin mahvetmesine izin veremem.



Çünkü ben yaşamak istiyorum. Belirsizliğe rağmen, korkuya rağmen, tam da bu yüzden…

Yorum bırakın