Durmak, somut olarak gerçekleşiyor olsa da, zihnimiz buna kolay kolay izin vermez. Bu yüzden aslında çoğu zaman hiç durmayız. Oysa sadece 2 saatimizi kendimize ayırıp gerçekten durduğumuzda, bu adeta bir sıfırlama fonksiyonu gibidir. Güç verir. Denge sağlar. Bu, düşündüğümüzden çok daha kıymetlidir.
Hep bir adım ileriye gidebilmenin koşullarını kendimiz yaratabiliriz. Eskiden bedenimle yalnızca fiziksel olarak durduğumda, rahatlığını sadece bedensel düzeyde hissederdim. Zihnimi durdurmaya başladığım gün ise, tüm sistemimin, tüm makinenin bakıma girdiğini fark ettim. Bu belki zor bir başlangıçtır, ama başladığında inanılmaz bir huzur ve mutluluk getirir.
Yürüyüş yaparken zihnimi sadece doğanın sunduğu o muazzam atmosferle bütünleştirdiğimde, zihnim de bana ödüller vermeye başladı. Günde sadece 2 saatlik bu zaman, hayatımda değişen en önemli şeyin mutluluk olduğunu gösterdi.
İzin vermediğim zamanlarda ise ruhumun yavaşladığını hep hissettim. Ve ruhun yavaşlaması… acı verir. Bu, mutsuzluğun en dip noktasıdır.
Kendimi kabullenip gerçekten “var olduğumu” hissettiğimde, ulaşılmaz sandığım şeyler ulaşılır hâle geldi. Göremediğim her köşe daha berrak ve net görünmeye başladı. Sessizliği bıraktım. İzin verdiğim her zaman, beni daima ödüllendirdi. Kıvrımlarımı daha kolay tanıdım. Daha çok ben oldum.
Artık biliyorum: beden ve zihin sağlığı, bazen yalnızca küçük bir arayla mümkün olabiliyor. Ve bu döngünün kırılmadan devam edebilmesi için o araya her zaman yer açmak gerekiyor.
Peki sen, bedenini en son ne zaman gerçekten duydun?
Yorum bırakın