Bilmem

Bir dinin kurallarını uyguluyor musunuz?

İçimdeki sesin yani insani olarak varlığımdaki hassas yapının inceliklerini uyguluyorum. İnsan olmaya çalışmıyorum. İnsan kalıyorum. Herhangi birini kırmayı, dökmeyi, kaba saba tabirler ile küçümseyerek farklı bir noktada yaşamıyorum. Herkesin ben olduğunu düşünerek evrensel bir din uyguluyorum. Bu benim dinim. Olumsuz yani birinin özenebileceği ama başka birine zarar oluşturacak bir kalıba girmek istemiyorum. İnsanlara, doğaya, hayvanlara en ufak bir çöpe değer veriyorum. Böyle daha mutluyum. Çünkü kafamı yastığa koyduğumda uykumu rahat geçirebiliyorum. Saygı duyduğum her noktanın da bütün ölçülere saygı duyduğunu bildiğim için en azından vicdani olarak yorulacak ve düşündürecek bir nokta olmuyor. İyi kalmaya çalışıyorum. Evrensel olarak daha fazla tutarlı olduğunu düşünüyorum. Bulunduğumuz gezegende eğer kalıp olarak düşündüğümüzde zarari bir unsuru bulunmuyorsa bir din olabilir. Yani dinin tanımını sadece kitaplar üzerinde bırakmıyorum. Mesela biri gördüğü için yalan söylememek yerine içinde bulunduğum noktada iki tarafta da kendimi görüp buna göre yaşıyorum. Yani yalan söylediğimde karşıdaki bitkinin de ben olduğunu düşünüyorum. Kendime neden yalan söylüyorum? Bu çok saçma. Eğer yalan söylemek ya da kötü davranmak bir gereklilikse bunun getirebileceği çirkinlikleri kabul ederek yola devam etmeliyim ve ben bunu kabul etmiyorum. Yaşadığım hayatın içinde bütün dinlerin ve yaşadığı bütün ruhların gerçekten yaşadığını bildiğimde o dine inanıyorum. Yani kadın, erkek, hayvan, bitki, herhangi bir obje yaşıyor mu? Hepsi aynı düzeyde mi? Eğer öyleyse bütün dinlerin içinde varım demektir ama var olan ve içinde sadece herhangi bir durum ya da canlı yaşıyor ve biri ölüyorsa bu yok demektir. Çünkü gezegendeki bütün renkler var ise gezegen hayattadır. Gezegen hayatta ise ölümsüzlük ve bir arayış yoktur. Arayış var ise yolunda gitmeyen bazı durumlar vardır ve bunlar güçlü, tutarlı, gerçek tutumlarla hayatta kalabilir. Peki ne kadar hayattayız?

Yorum bırakın